2012-2013 eğitim-öğretim yılı kaybedilmiş bir yarıyıl
'25.01.2013'
haber detay

 

2012-2013 eğitim-öğretim yılı kaybedilmiş bir yarıyıl!'

 

Eğitim-İş'ten 2012-2013 eğitim-öğretim yılının ilk yarı yıl değerlendirmesi;
 
 
 
 
"2012–2013 Eğitim-Öğretim Yılının ilk yarısı bugün sona erdi. Ancak eğitim sisteminin, eğitim ve bilim çalışanlarının yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunlar, bu dönemde artarak devam etmiştir. Cumhuriyetimizin en köklü kurumlarından olan Milli Eğitim Bakanlığı, Cumhuriyeti tasfiye aracı haline getirilmiştir.
 
4+4+4 Öğretim Birliğine Vurulan Bir Darbedir
Cumhuriyetle hesaplaşma içerisinde bulunan siyasal iktidar, Cumhuriyetin, çağdaşlaşmanın temeli olan eğitimi dolayısıyla öğretim birliğini ortadan kaldırma girişimini 4+4+4 eğitim sistemi ile fiilen başlatmıştır. Eğitim sistemimizi bir yandan gericileştirirken öte yandan da tam bir işletme mantığıyla hazırlanmış 652 Sayılı KHK doğrultusunda ticarileştirme ve yerelleştirme çabası içindedir.
 
5 Yaşındaki Çocuklar Kalabalık Sınıflarda Riske Atılmıştır
Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim uzmanlarının, bilim insanlarının ve sendikaların uyarılarına kulak tıkayarak, okulların fiziki yapılarında ve müfredat programlarında hiçbir hazırlık yapmadan 66-71 aylık 600 bin çocuğu otomatik olarak ilkokula kaydetmiştir.
 
İlkokulların 8-9 yaşındaki çocukların fiziki durumuna uygun olması, birinci sınıflar için büyük sorunlar yaratmıştır. Okulların fiziki koşulları; merdivenleri, tuvaletleri, lavaboları, sıraları ve tahtaları 5 yaş çocuğu için uygun hale getirilmemiştir. 
 
Öte yandan bu yıl, farklı fiziki ve zihinsel gelişimdeki üç farklı yaş grubu öğrenci aynı sınıflara kaydedilmiştir. İlk ve ortaokullar, farklı yaş gruplarındaki çocukların bir arada bulunmaması gerekçesiyle ayrılırken, 5, 6, 7 yaşlarındaki çocuklarımızın aynı sınıflarda okutulması ilginçtir.
 
Okula başlama yaşının bir yıl öne çekilmesi ile 2012-2013 eğitim öğretim yılında 1. sınıfa başlayan çocukların sayısı da ikiye katlanmıştır. Derslik açığı sorunu giderilememişken, yeni sistemle sınıf mevcutları bazı okullarda 70-80’e çıkmıştır. Bu kadar kalabalık sınıflarda, sağlıklı bir eğitim sürecinin yürütülmesi mümkün değildir.
 
Parçalı Eğitim Sistemi ile Daha Şimdiden Öğrenciler Sistem Dışına İtilmiştir
Zorunlu eğitimin 8 yıldan kademeli olarak 12 yıla çıkarılması ortaokulun ardından öğrencilerin açık liseye geçerek eğitime devam etmesinin yolunu açmış, bu durum özellikle erken yaşta mesleğe yönlendirilip, çalışma hayatına giren çocuklar açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre, 2012-2013 eğitim-öğretim yılının birinci döneminde toplam 136 bin 115 öğrenci örgün eğitimden ayrılarak okulu bırakmıştır. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı 4+4+4 düzenlemesi ile zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarıldığını iddia etse de veriler eğitimin gerçek anlamda 12 yıl olmayacağını bütün açıklığıyla göstermiştir.
 
Din İçerikli Seçmeli Dersler Zorunlu Hale Getirilmiştir
İlk ve ortaöğretimde seçmeli olan din içerikli dersler, siyasi iktidarın “dindar ve kindar nesil yetiştirme” hedefine bağlı olarak, baskıyla zorunlu hale getirilmektedir. Bu dersleri seçmeleri için öğrencilere ve ailelere baskı yapılmakta, din içerikli dersler fiilen zorunlu dersler halini almaktadır. Siyasi iktidar, zorunlu din derslerini “seçmeli ders” kılıfı ile dayatarak ve eğitimin her kademesini imam hatipleştirerek, bu sömürüye karşı sessiz kalacak "dindar nesle" giden yolu da kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.
 
Eğitim-İş olarak, savunduğumuz ilke, din derslerinin belli bir bilinç düzeyinde verilmesi, seçmeli olması ve notla değerlendirilmemesidir.
 
Öğretim Birliği Parçalanmaktadır
Yapılan değişimle ilköğretim kurumları ilkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokulu olarak tanımlanmıştır. Bu durumda 8 yıllık kesintisiz eğitimle tek bir kurum olarak bütünleştirilen ilköğretim kurumları, ilkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokulu biçiminde dağıtılmıştır.
 
Gereksinim olduğu konusunda somut bir veri olmadığı halde İHO’ların kurulmasına öncelik verilmesi, cumhuriyet eğitiminin temelini oluşturan öğretim birliğini ortadan kaldırmıştır.
AKP, yandaş Milli Eğitim Müdürleri aracılığıyla İHO’lara velileri ve öğrencileri özendirmek için promosyon kampanyaları başlatmış, ülkenin birçok yerinde camilerde hutbe okutulmuştur. Ancak siyasi iktidarın bütün çabalarına rağmen, açılan 1141 İHO’dan 73’üne hiç kayıt yapılamamıştır. İHO’lar yüzde 25 kapasite ile eğitim verirken, Adana’nın Karataş İlçesindeki Mehmet Akif İmam Hatip Okulu’nda 7 kayıtlı öğrenci bulunması, siyasi iktidarın tüm özendirme ve zorlamalarının boşa çıktığının bir göstergesi olmuştur.  
 
Kıyafet Serbestliği Adı Altında Türbana Serbestlik
AKP hükümetinin eğitimi dinselleştirme amacına yönelik bir başka adımı ise Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliği yürürlüğe sokmak olmuştur. 
 
Yönetmelikle birlikte kız öğrenciler artık imam-hatip ortaokul ve liselerinde tüm derslerde, diğer tüm ortaokul ve liselerde ise seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerinde başlarını örtebileceklerdir.
 
Yönetmelikle milyonlarca ilk ve orta öğretim öğrencisini kuşatmayı hedefleyen bu anlayış ile okullar tehlikeli bir gerilime sahne olacaktır. Zira Kuran-ı Kerim dersinde başını kapatmak istemeyen kız öğrenciler, “dinin gereklerine uymadıkları” suçlamalarına maruz kalacaklardır. Uygulama, öğrenciler arasında kamplaşmalara da neden olacak, özellikle bu ders sonrasında başını açmak istemeyen kız öğrenci, öğretmenleri ya da okul yönetimiyle karşı karşıya gelecektir.
Düzenleme Anayasa’da, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nda ve Milli Eğitim Temel Kanunu’nda ifadesini bulan laik eğitim modeline tamamen aykırıdır. AKP’nin temel amacının ilkokul, ortaokul ve liselere türbanı sokmak ve nihai olarak da Anayasal güvence altında olan laik cumhuriyetin laik eğitim modelini ortadan kaldırmak ve karma eğitime son vermek olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. 
 
İlkokul, ortaokul ve liselerde okuyan, henüz reşit olmayan öğrencilere tanınan serbest kıyafetle öğrenim görme hakkı beraberinde türlü sakıncalara sebep olacaktır. Serbest kıyafet uygulaması ile birlikte yoksul aile çocukları, varlıklı aile çocuklarının karşısında ezilecek, yaşayacakları eksiklik duygusu nedeniyle kendilerini, ailelerini ve toplumu suçlayarak yetişeceklerdir. 
 
Yine serbest kıyafet uygulaması öğrenci ve öğretmen güvenliğini tehlike altına sokacaktır. Serbest kıyafet uygulaması nedeniyle, okullara öğrenci olmayan sivil kişilerin girmesi kolaylaşacak ve durumdan yararlanarak öğrencilere ya da öğretmenlere zarar vermek isteyen art niyetli fırsatçılar rahatlıkla okullara girip çıkabileceklerdir. 
 
On Binlerce Öğretmen Norm Fazlası Durumuna Düşürülmüştür
Siyasi iktidarın apar topar hayata geçirdiği 4+4+4 eğitim sistemi nedeniyle 30 bini sınıf öğretmeni olmak üzere, 68 bin öğretmen norm fazlası durumuna düşmüştür. Okulların açılmasına rağmen görev yerleri belli olmayan binlerce öğretmen, Bakanlık tarafından kendi istekleri dışında görevlendirilmiş, yıllarca görev yaptıkları okullarından ve öğrencilerinden uzaklaştırılarak branş değişikliğine zorlanmıştır. Branşlarını değiştiren sınıf öğretmenleri yeni alanlarına uyum sağlayamamaktan şikayet etmektedir. Öğretmenlerin mağduriyeti sadece bununla sınırlı kalmamış özür grubu atamalarının yılda bir kez yapılması yaşanan sorunları daha da derinleştirmiştir. 
 
Öğretmen Aileleri Parçalanmıştır
4+4+4 eğitim sistemi ile birlikte on binlerce öğretmenimiz norm fazlası durumuna düşürülürken il normları dolu olduğu gerekçesi ile özür durumu atamaları tam anlamıyla gerçekleştirilememiş, binlerce öğretmen ailesi parçalanarak öğretmenlerimiz mağdur edilmiş, bu mağduriyetleri giderme adı altında alan değişikliği ve memuriyete geçiş gibi ucube uygulamalarla yeni mağduriyetler yaratılmıştır.
 
Öğretmen İtibarsızlaştırılıyor
Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik ve sosyal statüsü en üst sıralarda olan öğretmenler, AKP iktidarı döneminde, itibarsızlaştırılmaya çalışılmış, açlık sınırına yakın bir ücrete mahkum edilmiştir. Dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı, Aralık 2012’de 3 bin 208 TL olarak açıklanırken, bugün eğitim çalışanları ortalama 1750 TL almaktadır. Meslek grupları içerisinde öğretmenlik mesleği 10 yıllık AKP döneminde sistematik bir şekilde aşağılara çekilmiştir. 2002 yılında en düşük devlet memuru maaşından % 100 daha fazla maaş alan öğretmen bugün en düşük devlet memuru maaşından % 7 daha fazla maaş almaktadır.10 yıl önce lise mezunu bir polis memurundan % 4 daha az maaş alan öğretmen, bugün % 22 daha az maaş almaktadır.
 
Başbakan ve onun işletmeci Milli Eğitim Bakanı ise her fırsatta öğretmenleri aşağılamış, yaptıkları işi küçümsemiştir. Bakan Dinçer göreve gelir gelmez öğretmenlerin 3 ay tatil yaptıklarını, ilköğretim öğretmenlerinin yıllık 870 saatlerini okulda geçirdiklerini ve bu rakamın OECD ortalamasının 312 saat altında olduğunu iddia etmiş, öğretmenlerimizin emeğini değersizleştirmeye çalışmıştır. Aynı şekilde Başbakan, öğretmenlerin aldığı ücretin fazlalığından, çalışma saatlerinin de azlığından şikayet ederek, öğretmenlere ne kadar değer verdiklerini göstermişlerdir.
Oysa, Türkiye‘deki öğretmenler, OECD ülkeleri ile kıyaslandığında, toplumsal statüleri, ekonomik, sosyal ve özlük hakları açısından oldukça geri durumdadır. OECD‘nin “Bir Bakışta Eğitim Raporu 2012”ye göre Türkiye‘deki öğretmenler, diğer ülkelerdeki öğretmenlere göre çok daha fazla çalışmaktadır. Ülkemizde öğretmenin yıllık zorunlu çalışma süresi 1816 saat iken, OECD ülkelerinde, bu süre ortalama 1675 saattir. Türkiye’de öğretmenler, OECD ortalamasından her yıl yaklaşık 140 saat daha fazla çalışmakta; söz konusu fazla çalışmaya karşılık, diğer ülkelerdeki meslektaşlarına göre daha düşük ücret almaktadır.
 
 
Öğretmenler Esnek, Kuralsız ve İş Güvencesiz Çalıştırılmaya Zorlanmaktadır 
4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte öğretmenlerin çalışma yükü daha da ağırlaşırken, öğretmenler okullarda çok sayıda angarya işi yapmak zorunda bırakılmaktadır.
 
İlköğretim Kurumları Standartları, TEFBİS, ADEY, RİDEF, Performans Ölçekleri uygulamalar ve binlerce anket sorusunu doldurma gibi çok sayıda angarya işler öğretmene yaptırılmaya çalışılmaktadır.
 
Öğretmenlere Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığıdır
Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrenci velileri ve öğrencilerin şikayetlerini dinlemek üzere kurmuş olduğu Alo 147 hattı, Bakanlığın öğretmenleri itibarsızlaştırma ve haklarında soruşturma açma kanalı olarak kullanmaktadır. Önceki Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in açıklamasına göre Alo 147 hattına ayda ortalama 80 bin şikayet gelmekte ve bu şikayetler idareler tarafından ciddiye alınarak soruşturma işlemleri başlatılmaktadır. Savunma hakları ellerinde alınan öğretmenler ve okul idarecileri üzerinde baskı oluşturularak daha itaatkar olmaya zorlanmaktadır. Ayrıca hattın hizmete girmesiyle birlikte öğretmene yönelik şiddet olayları da artmıştır.
 
MEB’in 2013 Bütçesi İflas Etmiştir
Yıllardır eğitime en çok pay ayırdığını iddia eden AKP hükümeti, sadece zorunlu harcamaları karşılayan bir bütçe hazırlayarak eğitim harcamalarının yükünü yine velilerin ve hayırsever vatandaşların sırtına yüklemiştir. Bütçeden eğitime ayrılan pay artırılmış gibi görünse de MEB bütçesinin büyük bölümü personel giderlerine ayrılmıştır. Bütçeden, yatırımlara ayrılan pay sürekli düşmüş, 2002’de yatırımlara yüzde 17 pay ayrılırken 2013’te bu oran yüzde 8’lere gerilemiştir. 
 
Eğitimde 4+4+4 dayatmasının 4 yıllık maliyetinin 40 milyar TL olduğu düşünüldüğünde, 2013 bütçesinde öngörülen rakamlarla kronik hale gelen alt yapı sorunları, personel ve öğretmen açıkları gibi sorunları çözmek mümkün görünmemektedir. Bütçede, eğitimin geliştirilmesine ve planlanmasına da yeterince kaynak ayrılmamıştır.
Görünen o ki eğitimi devletin sırtında bir yük olarak gören AKP hükümeti, eğitim kurumlarını birer ‘ticarethaneye’, okul müdürlerini ‘tüccara’, öğrenci velilerini ise ‘müşteri’ durumuna düşürmektedir. 
 
Öngörülen milli eğitim bütçesi ile okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretimde okullaşma oranını yukarı çekmek olanaksızdır. Öğrenci sayısının artmasıyla birlikte okul, derslik ve öğretmen açığı büyümektedir. 2013-2014 eğitim öğretim yılı için ilköğretimde ek derslik ihtiyacı 36 bin 45, maliyeti ise 6 milyar 325 milyon TL’dir. Liselerde ek derslik maliyetinin de 14 milyar 958 TL olduğunu dikkate alırsak, MEB bütçesinde yatırımlara ayrılan 3 milyar 952 bin TL’lik payın ne kadar yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.
 
Eğitime ayrılan bütçe rakamları siyasal iktidarın eğitime bakışını göstermektedir. Bu bakış, eğitimi özelleştirme, eğitimin yükünü yoksul halkın sırtına yükleme bakışıdır. Öngörülen milli eğitim bütçesiyle parasız, nitelikli ve herkese eğitim anlayışının yaşama geçirilmesi mümkün değildir.
 
Sonuç olarak, 2012-2013 eğitim-öğretim yılının ilk yarısı eğitim bakımından kaybedilmiş bir yıldır. Bakanlık, uygulamalarıyla milli eğitimden bilim ve pedagoji ile ulusal değerleri kapı dışarı etmiş, Milli Eğitim Bakanlığı adeta Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir birim haline getirilmiştir. "
 
 
Veli DEMİR
Eğitim-İş Genel Başkan
 



Bu site bir BMS PROJE iştirakıdır.