ÖZ-DE-BİR: 'Merdiven altlarında eğitim öğretim olmaz!'
'19.11.2013'
haber detay

ÖZ-DE-BİR: 'Merdiven altlarında eğitim öğretim olmaz!'

14 Kasım 2011’de yaptığımız son Olağan Genel Kurulumuzun ardından geçen iki yıl içinde gerek ülkemiz gerek özel dershaneler açısından önemli gelişmeler yaşandı.

16. Olağan Genel Kurulumuzda bizlere güven duydunuz ve yönetime getirdiniz. Yönetim Kurulumuz bu dönemde de sizlerin güvenine layık olmanın çalışması ve gayreti içerisinde oldu. Bu anlamda 16. Dönem Yönetim Kurulumuz daha görevinin ilk aylarında “dershanelerin sistem dışına çıkarılması” konusu ile yüz yüze gelmiştir. Bu güne değin bu tartışmalar, temsil ettiğimiz özel öğretim kurumları girişimcilerinde maddi manevi önemli kayıplar yaratmıştır.

Başından beri dershanelerin kurucuları olarak bizler ülkemizin yararını, menfaatlerini, eğitimimize faydalı olanı her şeyin önünde tuttuk. Son yıllarda Türkiye, her alanda önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Kimileri bu süreci devrimsel bir dönüşüm saysa da büyük reformlar olarak görse de özellikle eğitim alanında yapılanları anlamakta zorlanıyoruz:
 
6 Temmuz 2011’de Milli Eğitim Bakanlığına Sayın Ömer DİNÇER atandı.
14 Eylül 2011’de MEB, “Bakanlığın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile yeniden yapılandırıldı. Örgütsel yapının daraltıldığı bu düzenlemede Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü, adı ve işlevleriyle teşkilat içindeki yerini korudu.
 
Zorunlu eğitimin 8 yıldan 12 yıla çıkarılmasını öngören “İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Komisyonda yoğun tartışmalar içinde kabul edildi.
11 Nisan 2012’de de Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
 
Milli Eğitim Bakanlığının Kanun Hükmünde Kararnameyle yapılandırılması sürecinde özellikle özel öğretim kurumlarına özgü mevzuat boyutunda olumlu düzenlemeler yapılmıştı. Buna karşın 2011'i de sınav sistemlerinde yaşanan belirsizliklerin egemen olduğu, olmaya devam ettiği ve merkezi sınav uygulamalarında güven yitiminin yaşandığı yıl olarak anmıştık. Biz bu belirsizliklerin, kararsızlıkların, son anda yapılan değişikliklerin yarattığı sorunlardan yakınırken 2012'de kendimizi daha büyük sorunların içinde, kendi varlığımızı sorgular durumda bulduk.
 
Eğitimi geliştirmek ve iyileştirmek için yapılanların sorunları çözmekten uzak kaldığı, hatta birçok yeni soruna yol açtığı da görülmektedir. Yapılan bir değişikliğin olgunlaşması beklenmeden yerine yenisi konulmuş, değişiklikler öncekini tamamlayıcı olmaktan uzaklaşmıştır. Siyasi tercih ve kaygıların da etkisiyle yapılan değişikliklerin toplumda olumlu yankı bulduğu söylenemez.
12 yıllık zorunlu eğitimi bir yana bırakalım- Bu süreçte; üç yıllık lise eğitimi dört yıla çıkmış, liseye geçiş sistemi dördüncü kez değiştirilmiş, LGS yerine getirilen OKS 2007 yılında kaldırılmış, yerine OGES olarak da tanınan üç aşamalı SBS sistemine geçilmiş, ancak 2010 yılında üç aşamadan vazgeçilip tek sınava dönülmüştür. Şimdi ise tek merkezi sınav olan SBS kaldırılıp yerine okul sınavlarından 12’sinin merkezi olarak yapıldığı “TEOG” olarak adlandırılan Sisteme geçilmiştir.
 
Milli Eğitim Bakanımız Sayın Nabi Avcı’nın; “Eğitim dinamik bir alandır.” savunusu doğru olabilir. Ancak bu dinamizm, var olan sistemleri iyileştirmek ve geliştirmekten çok, “sil-baştan” yeni uygulamalar getirmek yönünde gerçekleşmektedir. Yapboza dönen eğitim sisteminden etkilenenler ise öncelikle öğrenciler sonra da bu alana gönül vermiş eğitimcilerdir, aslında tüm ülkedir.
Hatırlanacağı gibi Sayın Başbakan Erdoğan 9 Eylül 2012’de “Dershanecilik olayını kaldıracağız. Bundan kim gücenirse gücensin, kusura bakmasınlar.” demişti.
Hepimizin rahatsız olduğu bu tartışmalar sürecinde hep sükûnet içinde olduk, devletimize güven duygusuyla hareket ettik.
Amaçları sadece eğitim öğretim olan dershanelerimizin varlığı ve devamı için her türlü yasal çalışmayı yapma ve sonuna kadar haklı mücadelemizi sürdürme kararlılığı içindeyiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın; Bundan kim gücenirse gücensin, kusura bakmasınlar.
Bu süreçte biz, sektörün ilk sivil toplum örgütü olarak tartışmalara yapıcı şekilde katkı vermek amacıyla çalışmalar başlattık.
 
Dernek yayınlarımızda bu konuyu farklı yönleriyle ele aldık, diğer dershane dernekleriyle işbirliği içinde olduk, kamuoyunu bilgilendirici yayınlar yaptık, dünyadan örneklere de yer verdiğimiz kapsamlı bir broşür hazırladık, ortak açıklamalara imza attık.
Hem üye dershanelerimizi hem de değerli veli ve öğrencilerimizi yazılı ve görsel basın aracılığıyla sık sık bilgilendirdik. Rastgele yapılan açıklamaların toplumda ve dershane çevrelerimizde yarattığı kaygıyı gidermeye çalıştık.
 
Velilerimize ve öğrencilerimize, telaş ve kaygıya yer olmadığını, dershanelerimizin eğitim öğretim hizmetlerini sürdürmeye devam edeceğini duyurduk.
Yani yanlışlıklarla dolu resmi açıklamaların yarattığı kafa karışıklığını gidermeye çalıştık.
Biliyoruz ki dershaneler, her şeyden önce özel ders yerine bu ihtiyacı daha ekonomik ve sistemli olarak karşılayan kurumlardır. Türkiye’de ve dünyanın pek çok ülkesinde bu ihtiyaç, dershaneler ya da benzer eğitim kurumları aracılığıyla karşılanmaktadır.
 
Bakanlığımız bize “Özel Okula” dönüşmeyi önermektedir. Oysa dershanelerin işlevleriyle okulların işlevleri birbirinden tamamen farklıdır. Tüm dershaneler okul olabilecek özellikleri taşısalar bile işlevlerinin farklılığı ve dershane ihtiyacının devam etmesi nedeniyle bu öneri gerçekçi değildir. Zaten okul açmanın önünde bir engel de bulunmamakta, koşulları buna uygun olan özel dershane girişimcilerimiz özel okul açmaktadır.
Eğitim sistemimizdeki derin eşitsizlik devam ettiği sürece dershaneleri eğitim sistemi dışına çıkarmak veya yasaklamak mümkün değildir. Ortaöğretim ve Yükseköğretime geçişte sistem sürekli değişse de sınav gerçeği devam etmektedir. Sınavlar devam ettiği sürece de dershanelere duyulan ihtiyaç kesinlikle ortadan kalkmayacaktır. Durum böyleyken eğer siz dershaneleri sistem dışına çıkarmak isterseniz, öğrencilerin yüksek bedellerle özel ders alacakları küçük büroların ve devlet denetiminden uzak organizasyonların önünü açmış olursunuz.
 
Merdiven altlarında eğitim öğretim olmaz;
ÖZ-DE-BİR olarak buna karşı çıkmak görevimizdir.
Milli Eğitim Bakanlığı da böylesine gereksinim duyulan bu kurumları yok, saymamalıdır. MEB, bu kurumlara talep yaratan örgün eğitim sistemini iyileştirmeden veli ve öğrencileri kontrolsüz, denetimsiz yapılara bırakmamalıdır. Böyle bir durumla karşılaşıldığında biz MEB’in yüklenmekten uzaklaştığı sorumluluğu yüklenir; kurumlarımıza, çalışanlarımıza, bize güvenen veli ve öğrencilerimize sahip çıkarız. Bu alandaki hizmetlerin memnuniyet yaratacak düzeyde yürütülmesinde varlığımızı ortaya koyarız.
Fırsat eşitliği sağlamak adına fırsat eşitsizliğini artıracak ve daha çok kargaşa yaratacak bir düzenlemenin muhatabı olmak istemiyoruz. Gerekirse ulusal ve evrensel hukuk içinde haklarımızı sonuna kadar savunuruz. Bundan da kimsenin kuşkusu olmasın.
 
Özel dershanelerle özel okulculuğun birbirine karıştırılarak kamuoyunun yanıltılmamasını, dershanelerle ilgili yapılacak herhangi bir düzenlemede 100 bine yakın çalışan, öğretmen ve personelin bundan doğrudan etkileneceğini, dershanelere devam eden kayıtlı 1,5 milyona yakın öğrencinin kayıt dışı yapılara gitmeye zorlanmalarının akla uygun bir uygulama olmayacağını hatırlatırız.
Bu görüşlerimizi genel kurulumuzun değerlendirmesine sunuyorum. Genel Kurulumuzun süreci değerlendirerek, seçeceği yeni yönetim kurulumuzla da Türkiye’de eğitim sisteminin ve özel dershanelerin sorunlarına çözüm üretme çabasına ara vermeden devam edeceğine inanıyorum.
Sonuç olarak; dershanelerle ilgili yapılacak değişiklikler, tepeden inme kararlarla değil, eğitim sisteminin dershanelere ihtiyaç duyulmayacak şekilde düzenlenmesi ile doğal bir sürece yayılmalıdır.
Genel Kurulumuzun; Ülkemiz eğitimi, özel öğretim-özel dershane sektörü ve ÖZ-DE-BİR topluluğu için başarılı geçmesini diliyorum.
Aramızda olmanızın gücümüze güç kattığını belirtiyor; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Faruk KÖPRÜLÜ
ÖZ-DE-BİR
Yönetim Kurulu Başkanı



Bu site bir BMS PROJE iştirakıdır.